Karadenizin son kalesi..Artvin. |
|
Karadenizin son kalesi..Artvin. - (20.3.2004) |
Herhangi bir arama motoru için yazılabilecek olası anahtar kelimeler bunlardı henüz gezip görmediğim Artvin için.Başka neler biliyorum?Bugüne kadar %94'lük eğitim ortalamasıyla yanlızca demografik bilgiler arasında rastladığım, folklorunun ününü duyduğum şehre bu defa iki hafta boyunca bizzat konukluk etmek için uzanıyorum. Heyecanım bir sınır şehrinde farklı bil kültürü-lazları bulma ümidim ve yolda olma halinin bilinen o ılık,pamuksu özgürlük hissiyle sınırlanmış, büyük yanılgı.
Ilık bir temmuz akşamı,birbuçuk saatlik uçak yolculuğuyla Trabzon'a varıyoruz.Otogardan aldığımız bilgiye göre Artvin'e gidecek araç 01.00 sularında Trabzon'da olacak, bize kalan birkaç saati Trabzon sahil ve parklarında geçiriyoruz. Atıştırmak için uğradığımız parkta eğlence düzenlenmiş, gece 10.30 itibarıyla insanlar horon tepiyor. Henüz en doğu Karadeniz'de olmadığım aşikar ancak horonu erkenden bulduk. Volkan'la bakıştık; Karadenizdeyiz..
Yol arkadaşım Volkan , yarıyolda,Rize'de iniyor.Evet. Bundan sonraki 185 km'lik yolda discmanim ,yollar ve ben yalnız olacağız, büyük keyif..Henüz sabah güneşi yerini almamış ancak hafif tan aydınlığında bile gürül gürül, yemyeşil bir doku üzerinde yol aldığımızı algılıyorum. Hava aydınlandıkça bugüne kadar gördüğüm yeşil tonlarını küçümseyen, yaramaz çocuklar gibi sağı solu saran ve geçit vermeyen o müthiş bitki örtüsüne daha da yaklaşıyorum.Arhavi, Hopa ve denizin sonlandığı Fındıklı'dan sonra Borçka Barajı boyunca ilerliyoruz. Bu noktadan sonra doğa resmen arsızlaşıyor, şehirlerde hükmettiğimiz, efendisi olduğumuz doğanın hayranı ve izleyeniyim yanlızca.Bir tek baraj inşaatı dışında, burada efendi o. İnşaat sebebiyle belli saatlerde yol kapanıyor yalnız, bir iki saatlik gecikmeler mümkün oluyor. şansım var ki hafif uyuklayan sevgili şoförümüz kapanma saatini geçirmiş.
Artvin'e vardık geçmiş olsun diyorlar ancak ortada şehir yok. şaka gibi. Başımı yukarı doğru kaldırıyorum. şehir dağ imiş meğer. şöyle ki, hiçbir konum diğeriyle eş yükseltide değil,yol tarifi için aşağı ve yukarı tanımları oldukça popüler olmalı. Artvin otogarından onbeş dakikada bir kalkan dolmuşlardan birine biniyor ve tabi ki yukarı doğru ilerliyoruz. Çok alışmışım şehir insanı olarak düzlüklere.
şehrin en bilinen ve en kalınabilir oteline varıyorum. Otel Karahan Kafkasör şenliği'ni izlemeye gelen Kuzey Avrupa ağırlıklı turistlerce tam kapasite dolmuş. Temmuz sabahında çiseleyen yağmura bakıyorum,havayı kokluyorum..Evet Kuzey Avrupa'dan küçük bir kara parçasını koparıp Karadeniz'e yapıştırmışlar. Peki ismini yeni duyup ikinci kez tekrar ettirdiğim bu şenliğini nereden biliyorlar, daha ötesi nedir bu Kafkasör şenliği?
Eşyalarımı yerleştirmeden, merkezden on dakikalık dolmuş uzaklığında Kafkasör'e varıyorum. Sabahın erken saatlerinde yerini alan boğalar ,dövüşmeyi bekliyor. Çiseleyen yağmura rağmen açık havada ,tüm heyecanlı kalabalık onlar için burada. Kafkasöre uzanan- yolda sağlı sollu tezgahlar. Kadınlar gözleme, dible satıyor.Rakım o kadar yüksek ki etrafımı saran bulutlardan zor seçiyorum boğaları. Ve başlıyor zorlu kavga.Kızgın boğalar bir sağa bir sola savruldukça haykıran halk, toza dumana karışan yağmur taneleri, tezgahlarda bağrışan kadınlar, orman kokuları arasında kazanan boğa belirleniyor. Heyecanlandım düpedüz..Alkışlar kopuyor.
Günümün kalan kısmını “her çıkışın bir inişi olmalıâ€? düz mantığıyla Artvin'i inerek geçiriyorum.şehir merkezinin bittiği alana küçük bir lunapark kurulu. Yanlız park,dev bir rakım üzerinde dağlara ve uçurumlara bakıyor, tam bir korku komedi.Vakit kaybetmeden aydedeye bilet alıp, uçuruma nazır koltukta yerimi alıyorum. Bindiğim hiçbir aydede bende böylesi hisler uyandırmamıştı; bulutların kah içinde kah üstündeyim,baktığım yüksekliğin dibini görmekten öteyim..Çocuklar nasıl dayanıyor acaba, yeniden denemeliyim..
Ertesi gün son bulan Kafkasör şenliği'nin ardından otel boşalıyor.Kalan birkaç turistle sabah kahvaltısında konuşup otelin sahiplerinden biriyle Sinkot köyüne gitmete karar veriyoruz. Artvin'de isimlerin bir kısmı hala Gürcü'ce. Birçok köyün ismi Türkçe isimlerle değişmiş ancak eski isimler daha bir kanıksanmış tabi. Artvin sınırında Batum'la başladığını düşündüğüm Gürcü kültürü ,burada bulunan Porta manastırı,İbrika Kilisesi gibi mekanları da düşününce kısmen de olsa hala sürüyor olmalı.
Sinkot Köyü Artvin'e bir saat uzaklıkta, küçük ve oldukça sakin. Yol boyunca ekili alanlar, bol yeşillik, baraj inşaatının bir kısmını görüyoruz. Ancak Artvin'de baskın olarak yetişen ve gelir getirecek çok fazla ürün yok. Çok sınırlı bir alanda yetişen Anzer balı, Ağustos/Eylül aylarında toplanan yayla balı, Borçka'da yetişen tütün, Artvin'in temel geçim kaynakları arasında. Borçka tütünü oldukça ağır, elimde bulunan tütünü alalı aylar oluyor.
Gece Sinkot'ta konaklıyoruz. Ev sahipleri inanılmaz misafirperver. Ağır Karadeniz şiveli, karalahanalı ve pirinçle fasülyenin karışımından mamül dibleli akşam yemeği çok keyifli. Sohbetin rahatlığıyla bir ara “Artvin'de laz var mı?â€? diye soracak oluyor turistlerden biri. Evin yaşlı teyzesi, lazların Artvin'de değil ağırlıklı olarak Çayeli ve Fındıklı çevresinde bulunduğunu söyleyip ekliyor:â€?Rize'ye yakın olduğumuz için bizi de laz sanıyorlar,kızıyoruzâ€? . Rize ile devam edecek Karadeniz gezimde bu tür cevaplar almaya devap edeceğim.
Otel sabahlarını iple çekiyorum. Hemen her sabah çiğ damlalarıyla uyanıyorum. Penceremi açıp bakıyorum,yağmur yok. Yağmurlu değil, yağmursu bir hava bu. Bulutlar kollarımı uzatsam odama girecek sanki. Takip eden üç günü dinlenerek, yağmuru izleyerek ve bol bol Artvin'e özgü türküler dinleyerek geçiriyorum.
Bir akşam inanılmaz birşey oluyor. Artvin gezim boyunca hayal ettiğim,rica minnet herkese sorduğum canlı tulum dinletisinin ortasında buluyorum kendimi. Geceyarısı. Otelin önünde yolu trafiğe kapatan düğün alayı, tulum eşliğinde uğurluyor gelini. Dağlardan yankılanıp geri dönen ve yeniden türkü olan tulum sesleri, şehrin sessizliğinde beni şu an bile hatırlayamadığım çocukluğumun bir anısına götürüyor. Akordiyon ritmiyle tekrar hızlanıyor halka yeniden,koşar adım oluyor halay,tulum tizlerde. Uşaklar beni uğurluyor..
Son durağım Artvin'e 110 km uzaklıktaki Yusufeli. Çoruh nehrinden uzanan çaylarla beslenen doğa, burada inanılmaz genç , parlak ve yeşil. Yusufeli'nin Kaçkar geçidine bakan bölümü yaz kış turistlere ev sahipliği yapıyor. Kaçkar'a tırmananların soluklanma durağı. Çoruh'un uzantısı öylesine soğuk ki, Temmuz ayı sonlarında içinde olmak yerine akışını izlemeyi,gürül gürül sesini dinlemeyi tercih ediyorum.
Yusufeli ile sonlanan Artvin gezisi beni uğurlayan ince yağmur taneleriyle sonlanıyor. Karadeniz hep ağlamaklı .Eve dönüşte Artvin için belirlediğim anahtar sözcükleri genişletmeliyim ki insanı , doğasıyla başına buyruk yükselen ve beni sorgusuz içine alan o muhteşem şehre borcumu ödemiş olayım..Artvin: Karadeniz/Doğu Anadolu sınırının yeşil hayali..